GEZİ GÜZERGÂHI


Mevlana Müzesi ve Türbesi
1- Mevlana Müzesi ve Türbesi

Kubbe-i Hadra:Mevlana Hazretlerinin dergâhındaki ilk yapı baldeken tarzında Selçuklu döneminde Gürcü Hatun tarafından Mimar Bedreddini Tebrizi (1273) yaptırmıştır. Karamanoğlu Alaeddin Ali Bey ilk yapının külahını kaldırıp bugünkü Kubbe-i Hadrayı 1397 yılında 4 sütun üzerine 16 dilimli külahı Mimar Ahmet Bin Abdullah Bin Asli’ye yaptırmıştır. Kubbe kasnağı çevresinde lacivert çini üzerine Ayetel Kürsi yazmaktadır.
Derviş Hücreleri: Müzenin derviş hücreleri 1584 yılında Sultan 3. Murad tarafından yaptırılmıştır. Yapım kitabesi Dervişan kapısının üzerinde bulunmaktadır.
 
DERGÂHTAKİ KAPILAR
Dervişan Kapısı: Mevlana müzesinin meydana açılan cümle giriş kapısıdır. Mevlevi dervişleri bu kapıyı kullandıkları için Dervişan Kapısı adını almıştır. Kapının söveleri kurşuni mermerden olup basık bir kapı açıklığına sahiptir. Kapının kurşun kaplı alınlığında mermerden yapılmış destarlı Mevlevi sikkesi ile yan sövelerinde ve kemer alınlığında tevazu zincirinin kancaları yer almaktadır.
Kapı kemerinin üzerinde Dedegân Hücreleri ve Dervişan kapısının Sultan 3. Murat tarafından yaptırıldığını gösteren inşa kitabesi ile daha sonra onarımı gerçekleştiren Sultan 2. Mahmut’un tuğrası yer almaktadır.
Çelebiyan Kapısı: Çelebi evine ve çelebilerin ikamet ettiği mahalle açıldığı ive çelebi efendilerce kullanıldığı için Çelebiyan kapısı olarak adlandırılmıştır. Kapı üzerinde onarımı yaptıran Sultan 2. Mahmut’un Tuğrası ile kapı sövelerinde ve zincirlerinin takıldığı kancalar yer almaktadır.
Hamuşan Kapısı: Dergahın Üçler mezarlığına bakan kapısıdır. Osmanlı Sultanı 2. Mahmut tarafından yaptırılan söveleri gök mermerden, sundurması ahşaptan yapılan kapının üzerinde Sultanın imzalı mermerden yapılmış tuğrası mevcuttur.
Mevlevilik geleneğinde vefat edenler için “Hakk’a yürüdü”, defnedildikleri yer içinse sadece sustular, ama hala bizimle beraberler dercesine “Hamuşan” (suskunlar) veya “Hadikatü’l- Ervah” (Ruhlar Bahçesi) kelimeleri kullanılmaktadır. Hz. Mevlana’nın buyurduğu gibi “Biz gittik, kalanlar sağ olsunlar; doğan mutlaka ölür… Susanların arasına girdik, yattık uyuduk; çünkü sesimiz, feryadımız haddi aşmıştı zaten.” Bu kapı hem Dergahta görevli olup Hakk’a vuslatından sonra defin hem de ziyaret kastıyla hamuşana geçişi sağlayan kapı olduğu için bu adla anılmıştır.
Küstahan Kapısı: Dergahın Gül Bahçesine açılan kapıdır. Davranışları sebebiyle ihtar ve ikaz edilen, Dergahtan uzaklaştırılması gereken kişilere akşamdan sonra bu kapıdan yol verdiği için Küstahan Kapısı adını almıştır. Veled Çelebi İzbudak tarafından yaptırılmış olan kapının kitabesi bulunmamaktadır. Dergâhların kapatıldığı dönemde üzeri sıva ile kapatılmış olan kapı 1991 yılında Gül Bahçesinin düzenlendiği sırada açılmıştır.





Selimiye Camii
2- Selimiye Camii

Mevlâna Müzesinin yanında bulunmaktadır. II. Sultan Selim’in Konya Valiliği sırasında 1558 yılında yapımına başlanmış ve 1567 yılında tamamlanmıştır. Klâsik Osmanlı mimarîsinin Konya’daki en güzel rneklerinden biridir. Plan itibari ile İstanbul’da bulunan Fatih Câmiine benzemektedir. Merkezî kubbe ile örtülü mekân tek yönden yarım kubbe ile genişletilmiştir. Yedi kubbeli son cemaat mahalli ile iki minaresi bulunan câminin iç mekânı kalem işi ile tezyin edilmiştir. 





Yusuf Ağa Kütüphanesi
3- Yusuf Ağa Kütüphanesi

Sultan Selîm Câmii’nin batı yönüne bitişik, hâlen nadîde yazma ve eski harfli basma eserlerin bulunduğu ve ilmî araştırmaların yapıldığı çok önemli bir kütüphanedir. Yusuf Ağa, Darphâne Emîni ve Sultan III. Selîm’in annesi Mihrişah Sultan’ın Kethüdâsı olduğu sırada bu kütüphaneyi yaptırmıştır. Bina Emîni Mehmed Sâdık’tır. Dış ve iç yüzünde bulunan altı kitabeden anlaşıldığına göre bina 17 Ocak 1795 (25 Cemâziyelâhir 1209) yılında inşa edilmiştir. Üç vakfiyesinden biri kütüphanede mevcuttur. Asıl kapısı Selîmiye Câmii’ne açılan kütüphaneye bugün pencereden bozma bir kapıdan girilmektedir. Bina Gödene taşından inşa edilmiş ve üzeri kurşunlu bir kubbe ile örtülmüştür. Konya Yazma Eserler Bölge Müdürlüğüne bağlı olarak hizmet vermektedir. Kütüphanede 3.000’i aşkın elyazması ile 8.000’i aşkın matbu eser bulunmaktadır. Elyazması eserlerin tamamı dijital ortama aktarılmış olup araştırmacıların hizmetine sunulmuştur. Kütüphane hafta içi günlerde hizmet vermektedir.





Üçler Mezarlığı
4- Üçler Mezarlığı

Üç dervişe hasta olan efendileri "Sizin kısmetiniz burada kesildi, Konya'ya gidin" demesi üzerine Horasan'ı bırakıp Konya'ya göç ederler. Kale kapısına vardıklarında önlerine yüzü peçeli derviş kılıklı bir adam çıkar ve "Gelin der, sizin yeriniz Mevlanâ Dergâhı'dır, oraya yerleşeceksiniz."der. Yol gösteren derviş peçesini kaldırır. Bir de ne görsünler, hasta olan kendi mürşitleri değil mi? Üç derviş yollarına devam ederler ve Konya'ya gelirler. Ama onlar gelmeden Hz Mevlana ölmüştür. İçlerinden Mahmut "Şurada bir dua edelim ben dua edeyim sizde âmin deyin. Kıyamette Cenab-ı Allah bizi Mevlana'ya kavuştursun demiş. Mahmut dua etmiş, Mehmet ve Ahmet âmin demiş. Orada o anda üçü de Allah'a kavuşmuş. Bu üç derviş Hz. Mevlana'ya yakin yere gömülmüşler. Mezarlığa Fatih Sultan Mehmet zamanında Üçler adı verilmiş.





İstiklal Harbi Şehitliği
5- İstiklal Harbi Şehitliği

Çanakkale Harbi Cephesi, 1915 yılı sonrası Konya’nın durumu, İstiklâl Harbi hazırlığı, harp ve savaşın kazanılmasından sonraki Konya ve köy hayatını anlatan bir kompozisyon ile düzenlenen İstiklâl Harbi Şehitliği, Mevlâna Müzesi ile Mevlâna Kültür Merkezi’nin arasında Üçler Mezarlığına bitişik olarak inşaa edilmiştir.





Hacı Veyis Cami
6- Hacı Veyis Cami

Oldukça sade bir yapıda olan cami, kerpiçten olup diktörtgen şeklinde klasik cami tiplerindendir. Eski Konya olarak adlandırılan bölgede bulanan caminin tam yapımı tarihi bilinmemektedir. Caminin eski adının ‘Dolap Cami’ olduğu söylenir ve geçmişteki tapu kayıtlarında da bu isimle geçer. .Evliyaullah'ın büyüklerinden Hacı Veyis Efendi bu camide imamlık yapmıştır. Cami, isminin buradan geldiği bilinmektedir.





Konyanüma
7- Konyanüma

Geleneksel Türk İslam sanatına uygun şekilde inşa edilen külliyenin müstakil bir kısmını Konyanüma oluşturmaktadır. Konya’yı gösteren anlamına gelen Konyanüma; 13. yüzyıl Konya’sını usta sanatçıların hazırladıkları eserleri içerisinde bulunduran panoramik müze ile sergilemektedir. 13. yüzyıl panoramik Konya görüntüsü ile o dönemin yaşantısından kesitler ve kozmopolit bir şehirde herkesin kardeşçe yaşadığını müşahede etme imkânı oluşmaktadır. 211 yıl boyunca Selçuklulara başkentlik yapan Konya; Alaaddin Keykubad Cami ve Külliyesiyle, Eflatun Manastırıyla, Bedesteni ve görkemli camileriyle, hanlarıyla bir medeniyeti Konyanüma ile tekrar gözler önüne serilmektedir. Panoramik müzeyi ziyaret edenler yüzyıllar öncesindeki Konya’yı görme imkanı yakalamaktadır. 

Konyanüma bahçesinde Türkiye’den ve dünyadan çeşitli Mevlevihanelerin birebir maketleri bulunmaktadır. İçerisinde ayrıca bir sergi alanı barındıran Konyanüma; yurtiçi ve yurtdışından ziyaretçilerine hizmet vermektedir. 





Mevlana Kültür Merkezi
8- Mevlana Kültür Merkezi

 

Mevlana Kültür Merkezi, Mevlana Müzesi’ne yaklaşık bir kilometre uzaklıkta, tarihi Üçler Mezarlığı’na yakın konumdadır. Yaklaşık 100.000 m²’lik bir alana sahip olan Kültür Merkezi, Konya’da yapılacak tüm programları karşılayacak büyüklük ve konuma sahiptir.

İçerisinde kapalı ve açık olmak üzere 2 İhtifal Salonu (Semahane)

Fuaye, sergi salonları, kafeterya, Kütüphane, araştırma merkezi,

Kongre ve gösteri salonları gibi bir çok mekanı ihtiva eden merkez ile her yıl Aralık ayında yapılan Mevlana Celaleddin Rumi’yi anma törenleri artık dünyanın en büyük kandili altında yapılmaktadır.

Yılın her döneminde kültürel aktivitelerin kalbi olacak bu merkez, Konya’nın kültür ve turizm hayatına yeni bir soluk getireceği gibi dünyanın her an dikkatlerinin üzerinde olduğu önemli bir buluşma noktası olacak kalite ve görkeme sahiptir.





Aslanlı Kışla
9- Aslanlı Kışla

Dönemin Konya valisi Hüseyin Paşa tarafından H.1235 (M.1819-20) tarihinde inşa ettirilmiştir.
Dış görünümü açısından önemli bir özelliği olmayan yapının son cemaat yeri tamamen betonarme olarak yeniden yapılmıştır. Önde yer alan dört sütun birbirlerine ve beden duvarlarına Bursa kemerleriyle bağlanarak üç bölümlü bir son cemaat yeri oluşturulmuş, bu bölümün üzeri betonarme olarak düz tavan şeklinde örtülmüştür. Yapı yüksek bir platform üzerine inşa edildiği için, son cemaat yerine ve aynı zamanda da harime on basamaklı merdivenle çıkılmaktadır.
Harim karşılıklı olarak düzenlenmiş dörder ahşap sütunun boyuna kirişlerle bağlanmasıyla üç şahına bölünmüştür. Orta sahın diğerlerine göre daha geniş ve yüksektir. Üzeri ahşap kirişlemeli düz tavanlı olup, dışarıdan kırma beşik çatı ile örtülmüştür. Kirişleri taşıyan sütunların üzerinde profilli yastıklar bulunmaktadır. Orta sahnın ortasında oval formlu fırfırlı tavan göbeği bulunur. Göbeğin etrafında ise ahşaptan yapılmış 24 adet iri yaprak yer alır.Mihrap ve minberi sadedir. Harimin kuzeybatı köşesinde yer alan tek şerefeli minaresinin kaidesi ile şerefe altından sonrası taş, poligonal gövdesi ise tuğladır. Anlaşıldığına göre minare onarımlar sırasında yenilenmiş, bu sırada yine tuğla olarak devam etmesi gereken şerefe kısmı taşa dönüştürülmüştür. Minarede yer yer firuze çiniler de görülür.





Tarihi Mengüç Caddesi
10- Tarihi Mengüç Caddesi

Osmanlı son dönem eserlerinin en güzel örneklerinden bir tanesidir. 





Tolluoğlu Mescidi
11- Tolluoğlu Mescidi





Sultan Hamamı
12- Sultan Hamamı

Hamam külliye içerisinde hankahın yol aşırı karşısında yer almaktadır. Hamamın yapım tarihi ve mimarı bilinmemektedir. Hamamın Kırşehir Cacabey Vakfiyesinde (1272) zikrediliyor olması bu tarihten öncesine ait olduğunu gösterir. Muhtemelen caminin inşaatıyla birlikte başlanması ihtimali yüksektir. Hamam farklı tarihlerde onarım görmüştür. İlk belge 1570 tarihli olup bunun dışında 1848, 1960-62 yıllarında da onarımlar görmüştür. Sahip ata hamamın suyunun temini için Meram Çayından üstü açık bir kanal ve arkla ayrılan ve Şehir (Sahipata) Irmağı adı verilen suyolunu yaptırdığı Ayrıca hamamın yakından geçen bir kanaldan su deposuna dolaplarla su taşındığı belirtilir.
 





Sahib-i Ata Hankah
13- Sahib-i Ata Hankah


Hankâh büyük merkezlerde yer alan ve genellikle büyük şeyhin, pirin türbesi bulunan geniş programlı tarikat yapılarına denir. Eşik anlamına da gelen “hankâh” Farsça’dan gelen bir kelime olup, bir yüceltme ve onurlandırma ifadesi olarak kullanılmıştır. İlahi kelimesi ile birlikte kullanıldığında “Allah’ın Katı” şeklinde bir mana kazanır. Hankâhlar birer dergâhtırlar.  Sahip Ata hankâhı plan olarak XIII. yüzyılın bilinen Selçuklu tekke ve hankâhları arasında en büyüğü ve simetriği olandır. Mimarı belli olmayan bu abidevi eserin Merv ve Tirmiz bölgelerindeki XI ve XIII. yüzyıllara ait merkezi kubbeli ve aksiyal eyvanlı Orta Asya evleri ile yakın benzerliği ile oldukça dikkat çekicidir. Yapım tarihini doğuda yer alan taç kapının, kapı açıklığı üzerindeki dilimli kemer içerisinde yer alan dokuz satırlık inşa kitabesinden anlaşılmaktadır. Kitabenin Türkçe okunuşu şöyledir: “Allah bana kâfidir. Bu mübarek tekke Allah’ın Salih kullarına konak ve muttaki suffa eshabına oturak olmak üzere büyük sultan, âlemde Allah’ın gölgesi, din ve dünyanın yardımcısı, fetih babası, müminlerin emrinin burhanı, büyük sultan, Kılıç Arslan Oğlu Keyhüsrevin zamanında, (Allah mülkünü daim, devletini kaim etsin), devleti günlerinde, latif tanrının rahmetini özleyen zaif kulu Hacı Ebubekir oğlu Hüseyin oğlu Ali tarafından 678 senesi aylarında bina ve inşa edildi, Allah kabul eyleye” ifadesi yazılıdır.
 
 





Sahib-i Ata Külliyesi
14- Sahib-i Ata Külliyesi

 Selçuklu veziri Hacı Ebubekir Zade Hüseyinoğlu Sahip Ata Fahreddin Ali tarafından yaptırılan külliye; cami, türbe, hankâh, çifte hamam, çeşme ve dükkânlardan oluşur. Larende Caddesi üzerinde yer alan bu külliyenin inşasına ilk olarak 656H/1258M yılında caminin yapımı ile başlanmış olup 682H/1283M yılında türbenin yenilenmesi ile tamamlanmıştır. Külliye yerleşim planı; cami, caminin kuzey doğu köşesinde yapıdan bağısız halde bulunan çeşme, caminin güneyinde mihrap duvarına bitişik inşa edilmiş türbe, türbenin güney bitişiğinde hankâh, hankâhın doğu cephesinde dükkânlar ve yol aşırı karşısında da çifte hamam bulunur. Külliyenin vakfiyesi bulunmamakta olup, 1280H/1863M tarihli bir şer’iyye sicil kaydında vakfın o yıllardaki mütevellilerinin, külliyenin 677H/1278M tarihli vakfiyesini ellerinde bulundurduğu belirtir. Ancak bugün akıbeti hakkında herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. 





Arkeoloji Müzesi
15- Arkeoloji Müzesi

Arkeoloji Müzesi ilk defa 1901 yılında Karma Ortaokulu'nun güneybatı köşesindeki yapıda açılmıştır. 1927 yılında eserler sergilenmek üzere buradan Mevlânâ Müzesi'ne, 1953 yılında da İplikçi Camii'ne taşınmıştır. 1962 yılında ise bugünkü müze kurularak hizmete sunulmuştur. Müzede, Neolitik Çağdan başlamak üzere, Eski Tunç, Orta Tunç (Asur Ticaret Kolonileri), Demir (Frig, Urartu) Klasik, Hellenistik, Roma ve Bizans Devrine ait eserler sergilenmektedir.





Anıt Meydanı
16- Anıt Meydanı

1924 yılında Konya Belediye Meclisi'nin bir Atatürk anıtı yapılmasına karar vermesinden sonra, yer olarak kentin batısındaki İstasyon Caddesi uygun bulunmuş, meydanda bulunan 1917 yılında Mimar Muzaffer’e (1881-1920) Tarım Anıtı olarak yaptırılan Konya Ziraat Abidesi’nin de kaide olarak kullanılmasına karar verilmiştir. Ankara Zafer Anıtı'nın da heykeltıraşı olan Heinrich Krippel tarafından yapılan Konya Atatürk Anıtı, 29 Ekim 1926'da Cumhuriyet Bayramı’nda büyük bir törenle açılmıştır. Törene Vali İzzet Bey, Belediye Başkan Vekili Nuri Bakkalbaşı, Konya Milletvekili Kazım Hüsnü, askeri ve sivil erkan, okullar ve vatandaşlar katılmıştır. Nuri Bakkalbaşı, konuşmasının ardından anıtı açmıştır. Açılışta heykelin iki yanında, biri "Hürriyet"i diğeri "Cumhuriyet"i temsil eden iki genç kız beyaz tüller içerisinde yer almıştır.





Amber Reis Cami
17- Amber Reis Cami

Osmanlıların son dönemlerine aittir. 1911 yılında Arifi Paşa’nın Konya valiliği sırasında aynı adlı eski caminin yerine yaptırılmıştır. Kesme taş ile inşa edilen eser dikdörtgen planlı olup üzeri kırma beşik çatı ile kaplanmıştır. Yapıya kuzeyde, birkaç basamaklı merdivenle çıkılan son cemaat yerinden geçilir. Son cemaat yeri cepheye göre daha dar fakat daha yüksek yapılmıştır. Harime geçit veren kapı oldukça sade tutulmuştur. Harimin kuzeyi sanki ikinci bir son cemaat yeri biçiminde tasarlanmış, ortada yer alan iki büyük ayak enine olarak birbirlerine ve doğu ve batı duvarlara bitişik ayaklara sivri kemerlerle bağlanmıştır. Harimin kuzey duvarı ile bu ayakların arasında kalan bölüm mahfil olarak tasarlanmıştır. Harimin ortasında poligonal formlu karşılıklı olarak dört adet metal ayak bulunmaktadır. Ayaklar kuzey-güney yönünde uzanan kirişleri taşımaktadır. Tavan tahtalar ile geometrik kompozisyonlar oluşturacak şekilde tasarlanmıştır. Güney duvarı ortasındaki mihrabı çini kaplamalıdır. Farklı renk ve Özellikteki çinilerin kullanıldığı mihrapta, kenar bordürün alt kısmında geometrik, diğer kısımlarda ise bitkisel ve yazı süslemeye yer verilmiştir. Mihrap nişi ve kavsarası ise lacivert renkli çinilerle kaplanmıştır.

     Güneybatı köşedeki minber ahşaptan olup zarif bir görünüm sergiler. Fazla süslemenin olmadığı minberde aynalık kısmında eğri kesim tekniğinde kıvrım dal motiflerine yer verilmiştir.





Sadrettin Konevi Camii ve Türbesi
18- Sadrettin Konevi Camii ve Türbesi

Konya’nın Şeyh Sadrettin mahallesindedir. 1274 yılında yapılmıştır. Giriş kapısındaki kitabede adi geçen Sadrettin Konevi aslen Malatyalı olup, Konya’ya yerleşmiş, zamanın tanınmış bilginlerindendir. Muhiddin Ibn-i Arabi’den tahsil ve terbiye görmüş, Konya’daki hanikâhinda hadis ilimleri okutulmuştur. Mevlâna’ya derin bir sevgi ile bağlanmıştır. Türbe, Camiinin doğusundaki avludadır. Açık türbeler tipinin ayakta kalan tek örneğidir. Türbenin sekli Selçuklu kümbetlerine benzer. Gövde açık, kaidesi mermer isleme olan türbenin üzerinde, köseli bir tambura oturan, kafes seklinde ahşap bir külah vardır. Kapısının üzerindeki kitabesine göre 1274’de islam dünyasının ünlü ilim ve fikir adamı Şeyh Sadreddin Konevi’nin türbesi ve kütüphanesi ile birlikte inşa edilmiştir. Burada Hocacıhan(Hace-i Cihan)’ın, Konevi’ye armağan ettiği konaklar vardır. Bunlar misafirler için imaret olarak kullanılmışlardır. Muhyiddin-i ibnü’l Arablum Konya ve Anadolu’daki en büyük mümessili olan Konevi, Hazret-i Mevlana’nın da yakın dostlarındandır. Vefat edince kabrinin üzerine, onun vasiyetine göre üzeri açık, sade ve mütevazı bir türbe inşa edilmiştir.
 





Tarihi Gar Evleri
19- Tarihi Gar Evleri





Tarihi Bağdat Oteli
20- Tarihi Bağdat Oteli

Konya istasyonunun günydoğusunda yer alan ve 1912 yılında yapılan en önemli yapılardan biridir. 1980 yılına kadar farklı amaçlar için kullanılmıştır. Kurtuluş Savaşı yıllarında Numune Hastanesi yapılmadan önce 1915’de hastane olmuştur. Güney Cephesi Komutanlığı’ndan gelen emirle 13 Kasım 1920’de Komutanlık Karargâhı olmuştur. Kurtuluş Savaşından sonra Demiryolları İşletme Müdürlüğü binası olarak hizmet vermiştir. Daha sonraki yıllarda ise önce ilkokul olarak kullanıldıktan sonra 1950’li yıllarda Maarif Koleji olmuştur. Bina Çelik Spor Kulübüne ev sahipliği de yapmıştır. Bir süre sonra Özel Hastaş Kolejine kiralanan bina, bu Kolejin kısa süre sonra taşınmasının ardından Devlet Demiryolları Genel Müdürlüğünce restore edilerek Kısım Hekimliği, Lojman, Misafirhane ve Yatakhane olarak 1980 yılından beri kullanılmaktadır. Bağdat oteli zamanın en lüks otellerinden biridir. İçerisinde orkestrası bulunmakta ve Otel salonunda balolar tertip edilmiştir. Otelin Yan tarafında ise tenis kortu bulunmaktaydı. Bu yönüyle Bağdat Oteli Konya’nın modern hayatla tanışmasında önemli bir işlevi yerine getirmiştir. Kâgir olarak inşa edilen bina, ahşap ve taş işçiliğinin en güzel örneklerinden biridir. Otelin balkon, korkuluk ve payandalarının, orjinal masif ahşaptan olması yapıya farklı bir zarafet katmaktadır. Girişte ise mermer ve ahşap korkulukla merdiven ve tavan süslemeleri ile ilgili çekicidir. Zemininde ise İtalyan işi karo kullanılmıştır.





Tarihi Augustus Otel (İstasyon Palace)
21- Tarihi Augustus Otel (İstasyon Palace)

Konya Gar Binasının doğusunda bulunan otel, 1895 yılında yapılmıştır. 1924 yılındaki mübadeleden sonra Selanik Vadina’dan gelen Hıfzı Hamide Günas ailesine verilen otel bir süre Askeri Ulaştırma Okulu olarak kullanıldı. Dükkanlarından bir tanesi de postane oldu. Daha sonra tekrar otel İstasyon Palas oldu. 1980’li yıllarda terk edilen yapı oldukça yıpranmıştır. Cephelerindeki taş işçiliği, barok pencere kemerleri, kemerlerin kilit taşları, demir perforjeler 19. yüzyıl Avrupa mimarisinin etkilerini gösterir. Otelin 1895 Bağdat Demiryolu’nun kente ulaştığı yıllarda yapıldığı kabul edilir. Sahibi şehrin Rum zenginlerinden Augustus’tur. Bu tarihi yapı, 1982 yılında Anıtlar Yüksek Kurulu tarafından tescil edilmiştir.
 





Karatay Mescidi
22- Karatay Mescidi

Konya’nın Meram İlçesi, Hoca Fakih Mahallesinde, Hoca Fakih Mescid ve Türbesinin batısında yer alır. Mescid, üzeri kubbe ile örtülü kübik bir harim ve tonoz örtülü son cemaat mahallinden oluşmuştur. Yapı ile ilgili her hangi bir kitabe bulunmamaktadır. Ancak vakfiyesine göre 646 H./1248 M. Yılında Celâleddin Karatay’ın kardeşi Kemâleddin Rumtaş tarafından yaptırıldığı bilinmektedir. Kuzeyindeki tonoz örtülü olduğu anlaşılan son cemaat mahalli ortasında dikdörtgen bir kapı ve iki tarafından kemerli açıklıklara sahiptir. Kuzeydeki kapı ile mescidin harimine girilir. Harim moloz taştan yapılmış olup, kubbeye geçiş üçgenleri ve kubbe tuğladan yapılmıştır. Tuğla kubbede hem yapı malzemesi hem de dekorasyon amacı ile kullanılmıştır. Kubbe merkezindeki firuze ve siyah mozaik çiniden yapılmış madalyon tahrip olmuştur. Mescidin mihrabındaki çiniler de bugün mevcut değildir. Mihrabın sağında ve solunda altlı üstlü ikişer pencere, batı ve doğusunda ise fevkani pencereler harimi aydınlatmaktadır.





Hoca Fakıh Cami ve Türbesi
23- Hoca Fakıh Cami ve Türbesi

Hoca Fakıh mahallesinde, Konya şeker fabrikasının yol aşıra güneyinde yer alır. Bu zaviyenin 13.yy ın başlarında kurulduğu ve yenilenerek günümüze kadar geldiği anlaşılmaktadır. Zaviyenin avlu duvarına çeşme, emzikli sebil ve bir sarnıç sıralanmıştır. Zaviye yapısı hakkında hiçbir bilgimiz yoktur. Bugün sadece Osmanlı dönemine tarihleyebileceğimiz bir camii ile H.618,M.1221 tarihli,kare planlı gövde sekizgen kasnak ve kubbeden oluşan türbe gelmiştir. Zaviye (caminin) önüne bir giriş kısmı ilave edilipbunun üzerine bir mahfil kondurulmuştur. Aslında camii,zamanında zaviye idi. Türbe zaviyeye batıdan bir kapı ile bağlanmaktadır. Kare bir gövdeye sahip olan türbe alttan üç kubbe kasnağında üç olmak üzere altı pencere ile aydınlatılmıştır. Döneminin önemli din ve ilim adamı olan Fakıf Ahmet 1221 yılında ölmüş ve bu türbeye defnedilmiştir.





Hoca Cihan Hanı
24- Hoca Cihan Hanı

Konya- Beyşehir yolu üzerinde bulunmaktadır. Eser M. 14. yüzyıla tarihlendirilir. Yapının Mevkii: Meram İlçesi, Yunus Emre Mahallesi, Beyşehir yolunda yer almaktadır. Yapım Tarihi-Mimari Çağı: M.14 yy— Selçuklu-Beylik Yapım Tekniği Ve Malzemesi: Yapı moloz taştan yığma olarak inşa edilmiştir.





Akyokuş Seyir Terası
25- Akyokuş Seyir Terası

Konya'yı kuş bakışı seyredip aile sevdiklerinizle doyumsuz vakit geçirebileceğiniz nezih bir mekan.





AYA ELENIA (BAŞ MELEK MIKHAEL) KİLİSESİ
26- AYA ELENIA (BAŞ MELEK MIKHAEL) KİLİSESİ

Hagios Mikhael ya da Büyük Kilise olarak da bilinen yapı,  Sille’nin Subaşı Mahallesi’nde, Tatköy yol ayrımının güneyinde, eski bir çayın kenarında yer almaktadır.  Bizans Dönemine tarihlendirilen eserin, giriş kapısı üzerindeki kitabede yapının 327 yılında İmparator Konstantin’in annesi Helene tarafından Kudüs yolculuğu sırasında inşa ettirildiği ve II. Mahmut ile Abdülmecit dönemlerinde onarımlar gerçekleştirildiği söylenmektedir.  

Dört serbest destekli, kapalı yunan haçı planlı olan eserin batısında narteks adı verilen bir giriş bölümü ve galerilere geçişi sağlayan merdivenler bulunmaktadır. Yapının iç kısmında, apsisin önünde İstanbul’dan getirilen ahşap ustalara yaptırılmış muhteşem bir ikonastasis yer almaktadır. Buraya asılan ikonalar Yunanistan’a götürülmüş, kaybolmuş ve Konya müzesine taşınmıştır. Kilisenin kubbesinin merkezinde Pantokrator İsa tasvir edilmiştir.

Kubbe kasnağında ise profilli, yuvarlak kemerli bir çerçeve içinde Musa, Süleyman, Davud ve Danyal peygamber tasvirleri yerleştirilmiştir. Pandantiflerde yer alan yuvarlak madalyonlarda dört İncil yazarının resimleri bulunmakta iken kaçırılan bu resimlerin yerleri bugün boş tutulmuştur.    Naosta kubbeyi taşıyan dört kemerin altına yirmi figür işlenmiştir. Batı haç kolu kemerinde Adem ve Havva’nın yasak meyveyi koparmaları ile cennetten kovuluş sahneleri, bir serafim meleği, Mısırlı azize Mary ve azize Tekla tasvirleri; Kuzey haç kolu kemerinde, İlyas, Elyasa ve Ezekiel peygamberler ile bir serafim meleği; Güney haç kolu kemerinde Danyal, Nahum peygamberler ile bir serafim melek tasviri ve doğu haç kolu kemerinde  Tanrının gözü sahnesi tanımlanabilen figürlerdir.”

Yapıda kullanılan diğer bir bezeme ise kubbe kasnağının dış yüzünde görülen tuğla süslemelerdir. Kesme taşlardan yapılmış kasnakta bulunan üç tuğla şeritte zik zak, balıksırtı ve güneş motifleri görülebilmektedir. Kasnak her pencere arasına yerleştirilen ince kör kemerlerle de hareketlendirilmiştir. 

Giriş kapısı üzerindeki Türkçe kitabenin Rum harfleriyle (Karamanlıca) yazıldığı  eser, I. Dünya savaşında askeri depo ve yaralı askerlerin tedavisi için kullanılmıştır. Yakın zamanlara kadar harabe halde olan kilisenin restorasyonu, Selçuklu Belediyesi’nce gerçekleştirilmiştir. Restorasyon çalışmaları sonrasında Aya Elenia müze olarak hizmete girmiştir. ​





Sille Cephanelik
27- Sille Cephanelik

Sille’nin doğusundaki girişte bulunan cephaneliktir. 19. Yüzyıla tarihlendirilen eser yüksek bir duvar içine yerleştirilmiş bir mekândan meydana gelmektedir. Cephanelik binasının hemen yanında bulunan iki askeri bina ise 1984 yılında yıktırılmıştır. Sille’de bulunan diğer kamu yapısı ise 1941 yılına tarihlendirilen Sille İlkokuludur. İki katlı olan ve girişindeki kırma çatılı cumbası ile oldukça anıtsal olan bina, günümüzde Sille Kültür Evi olarak kullanılmaktadır.

 





Ak (Hacı Ali Ağa) Hamamı
28- Ak (Hacı Ali Ağa) Hamamı

Yerleşimin merkezinde bulunan hamam, Sille Deresi’nin kuzey kıyısında yer almaktadır. Çifte hamam olarak düzenlenen yapının erkekler girişi üzerindeki kitabeden H.1300/M.1884 tarihinde Hacı Ali Ağa tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Soyunmalık, soğukluk ve sıcaklık bölümlerinden meydana gelen eser, zamanla metruk bir hal almış; 2005 yılında Selçuklu Belediyesi’nce restore edilerek, 2006 yılında hizmete açılmıştır. Günümüzde hamam sergi salonu ve Sille Kültür Müzesi olarak hizmet vermektedir.





Sille Su Kemeri (Şeytan Köprüsü)
29- Sille Su Kemeri (Şeytan Köprüsü)

Kalabalık bir nüfusa sahip olan Sille’de, yerleşimin merkezinden geçen bir dere bulunmasına rağmen, uzak bölgelerden de sular getirilmiştir. Suyun uzaklardan getirilme hikayeleri halen Sille’de dilden dile anlatılmaktadır. Kentin batısındaki su yolu ile Mormi Caddesi’nde bulunan Şeytan Köprüsü olarak da adlandırılan su kemeri günümüze ulaşabilen su yollarından bazılarıdır. Özellikle 10 m. Yüksekliğe sahip olan Sille Su Kemeri, zarif sivri kemeriyle oldukça anıtsaldır. Günümüzde her ne kadar bölgeye Belediye şebeke suyu getirmiş olsa da, dışarıdan pek çok insan, bu lezzetli kaynak suları için Sille’ye gelmektedir. 





Sille Taş Köprü
30- Sille Taş Köprü

Sille’de kent merkezini ortadan ikiye bölen Sille Deresi birçok köprünün yapılmasını zorunlu kılmıştır. 19. Yüzyılın sonlarına ait fotoğraflarda oldukça kalabalık olduğu gözlenen Sille merkezindeki en önemli köprü Mısırlıoğlu Sokak (Taş) Köprüsü’dür. 19. Yüzyıla tarihlenen köprü, zengin taş işçiliği ile diğer köprülerden ayrılmaktadır. Eski fotoğraflardan ahşap malzemeden yapıldığı görülen diğer köprüler ise günümüzde Sille taşından yapılmış kemerli köprüler ile yenilenmiştir.





Sille Çay Cami
31- Sille Çay Cami

Eser, bir zamanlar kalabalık bir çarşı yeri olan Sille Deresi kıyısında çarşı cami olarak yapılmıştır. Çarşının boşalması ve yerine evlerin yapılmasıyla bir mahalle camisi haline gelmiştir. 19. Yüzyıla tarihlendirilen eser üç sahınlıdır. Ahşap sütunlu olan eserde sütunlar profilli yastıklara oturmaktadır. Mihrap, minber ve kürsüsünde zengin ahşap işçiliği bulunan eserde minare caminin doğusundadır.





Sille
32- Sille

Konya’nın 8 km. kuzeybatısında yer alan Sille’deki en eski yerleşim, kuzeyde yer alan Sızma Höyüğü’dür. Burada yapılan araştırmalarda M.Ö. 8-7. yüzyıl Frig uygarlığına ait kalıntılar bulunmuştur. Antik dönemde Sylata ya da Sylla olarak isimlendirilen Sille’nin Roma döneminde iskân gördüğü, şehir içinde bulunan antik mimariye ait taş eserlerden anlaşılmaktadır. Muhtemelen kent bu dönemde, Efes’ten doğuya giden Kral yolu üzerindeki Konya’nın yakınında bir durak noktasıdır. Aynı yüzyılda Aziz Paul Konya’dan geçtiği sırada Sille’ye de uğramış olmalıdır.

M.S. 4. yüzyılda Efes önemini kaybetmiş, Bizans’ın başkenti olan İstanbul önem kazanmıştır. İstanbul’dan Kudüs’e giden yol üzerinde de bulunan Konya, bu dönemde de önemini korumuş Kudüs’e giden hacıların uğrak noktası olmuştur. Aya Elenia Kilisesi’nin kitabesi, yapının bu tarihte Büyük Konstantin’in annesi Helene tarafından yaptırıldığını belirtmektedir. Bilindiği gibi ilk Hıristiyan aristokrat olan Helene yaşamı sırasında Hz. İsa’nın gerildiği kutsal haçı bulmak amacıyla Kudüs’e gitmiş, geçtiği yollarda birçok kilise inşa ettirmiştir. Aya Elenia Kilisesi Sille’nin gerçekten de bu yol üzerinde bulunduğunu göstermektedir.

Bizans dönemi tarihi kaynaklarında ismi geçmeyen yerleşim, M.S. 7-10. Yüzyıllar arasında tüm diğer kentler gibi Arap akınlarına maruz kalmıştır. Önemli bir stratejik nokta olan Gevale Kalesi bu dönemde bölgeyi açık bir hedef haline getirmiş ve bu yüzden bölge sık sık işgal edilmiştir. Arap akınlarının Anadolu’da sonlanması ile kent önemli bir dini merkez olmuştur. Bölgede bulunan kaya kiliseleri ve özellikle Ak Manastır bu önemi açıkça göstermektedir.

Sille’nin önemi 1071 yılından sonra Selçuklular’ın Konya’yı ele geçirip, başkent yapmaları ile artmıştır. Konya’daki Türk hâkimiyeti sonucunda şehirdeki gayrimüslimlerin bir kısmının kent dışına yerleştikleri sanılmaktadır. Muhtemelen bu dönemdeki en fazla göç Konya’nın çok yakınında bulunan Sille’ye olmuştur.

3 Temmuz 1097 yılında Sultan I. Kılıç Arslan, Konya’ya gelen I. Haçlı ordusu yüzünden şehri boşaltmış ve dağlara yerleşmiştir. Bölgeye gelen haçlı ordusu bir süre burada kalıp Konya ile beraber Sille’yi de talan etmişlerdir.

Dönem kaynaklarından 1116-1118 yıllarında I. Alexios tarafından Konya’ya yapılan seferin geri dönüşünde, Konya çevresinde yaşayan birçok Rumun Bizans ordusu ile beraber İstanbul’a döndükleri öğrenilmektedir.

Böylece bölgedeki gayrimüslim nüfusunun bir miktar azaldığı sanılmaktadır.

1146 yılında Bizans imparatoru Manuel, Philomelion’da (Akşehir) Selçuklu Sultanı Mesud ile yaptığı savaşta galip gelince Konya’yı kuşatmış; Selçuklu ordularıyla Gevale Kalesi eteklerinde tekrar mücadele etmiştir. Ioannes Kinnamos’un anlattığına göre bu saldırılarda Bizans ordusu Konya dışındaki yerleşim yerlerini yakmıştır.

Savaşların dışında dönem dönem meydana gelen doğal afetlerde bölge nüfusunu olumsuz etkilemiştir. 1153 yılındaki Konya’da meydana gelen büyük veba salgını tarihçilerin belirttiği bu afetlerden birisidir.

1226 yılında Sultan I. Alâeddin Keykubat, Ermenistan seferi dönüşünde bir grup Hıristiyan Peçenek Türkünü Konya’ya getirip, Sille’ye yerleştirmiştir. Anadolu Selçuklu Devleti’nden sonra Konya ve çevresi Karamanoğulları Devleti’’nin hâkimiyetine girmiştir. Karamanoğulları ile Osmanlılar arasında Gevale Kalesi civarlarında yapılan mücadeleler sonunda bölge Osmanlı toprağı olmuştur.

Sille, Fatih Sultan Mehmed, II. Beyazıd, Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman ve III. Murad dönemlerinde Konya Kazası’na bağlı bir karyedir. 17. Yüzyıldan itibaren Sille’nin idari statüsünün net olmadığı görülmektedir. Başlıca geçim kaynağı buğday, arpa ve hayvancılık olan bölgede giderek Müslüman nüfusu artmıştır. 19. Yüzyılın ikinci yarısında bölgeye gelen Charles Texier Sille’de Ermeni ve Rumların yazlıklarının olduğunu söylemektedir. 20. Yüzyılın başlarına ait Maliye ve Arazi Emlak Defterleri’nde Sille’nin nüfusunun %56’sı Müslüman, % 44’ü Gayr-i Müslüman olarak görülmektedir. 1913 yılında Konya’ya gelen Bela Horvath ise Konya’daki Rumların Sille’de özel kiliseleri olan yazlıklara sahip olduklarını ve Sille’de atmışa yakın kilisenin bulunduğunu söylemektedir. 1923 yılından sonra yapılan nüfus değişim politikası çerçevesinde Sille’deki Hıristiyan halk Yunanistan’a göç etmiştir.

Sille, Selçuklu ilçesine 1989 yılında iki mahalle olarak bağlanmıştır. 1995 yılında Konya Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından kilise, manastır ve mezarlıkların bulunduğu güney yamaçları, birinci derecede arkeolojik sit alanı, esas yerleşme alanı ise kentsel sit alanı olarak ilan edilmiştir. Bugün Sille, Konya’nın önemli bir kültür ve turizm merkezidir.





Tepe Şapel
33- Tepe Şapel

Şapel, Sille’nin güneybatı tarafında, bir tepe üzerinde bulunmaktadır. Halk arasında “Küçük kilise” olarak adlandırılan eser, sütü erken çekilen annelerin çâre olarak burayı ziyaret etmelerinden dolayı  “Süt kilisesi” olarak da bilinir. Moloz taşlarla inşa edilmiş olan Şapel tek neflidir ve tonoz örtülüdür. Şapelin etrafInda Müslim ve gayrimüslim mezarlıkları yer almaktadır.





Ali Gav Zaviyesi ve Mahmudiye Medresesi
34- Ali Gav Zaviyesi ve Mahmudiye Medresesi

Batıya açılan çift kanatlı kapısının üstünde tâlîk ile şu üç satırlık Kitabe bulunmaktadır. Kapıdan girince sağda yüksek dershane ve solda önleri tahta direklerin tuttuğu damlarla örtülü kerpiç odaları vardır. Ben medresede 12 odalıdır. Eski zaviyenin asıl yapısından kalan parça medresenin kıble dilini tutmaktadır. Burada yanlarında iki yuvarlak kubbeli iki kanadı bulunan önü sonradan kapatıldığını tahmin ettiğim eyvan şeklinde beşikörtüsü bir türbe vardır. Türbeni n düz başlıklı iki mermer sütunu üstünde yükselen ve sekizer yüzlü tonoz kubbeli bir methali vardır. Türbeden kıble tarafına bir pencere açılmaktadır. Türbenin solundaki kubbeli oda mescit olarak kullanılıyormuş. Sağdakinin kubbesi bakımsızlıktan çökmüş, son zamanlara  kadar içinde oturan eski müderris burasını matbah haline getirmiştir. Türbenin içinde tek tahta sandukalı bir yatır vardır. Altında cenazelik bodrumu bulunup bulunmadığı ancak ufak bir kazı ameliyesiyle meydana çıkar. Konya Selçukluları'nın ilk zaviye tiplerinden birisini yaşattığı için mimarlarımız tarafından dikkate alınmalıdır. Türbesinde ve yanlarındaki odalarda hiçbir çiniye ve çini izine rastlanmamaktadır. Zaviye, avlısının ortası, açık ve dört tarafında odalar bulunan bir plan üzerine yapılmıştır. Şu an zaviyenin açık bulunan üstü çam kubbe ile kapatılmıştır. Günümüze kadar ulaşan Ali Gav Zaviyesi, tarihinden bu güne kadar bir çok tadilatlar ve restoreler görmüştür.
Konya Vakıflar Müdürlüğü'ndeki bir numaralı defterin 134. sahifesinde 1318 yılı Recebinin 20'nci günü yapılmış Türkçe bir vakfiyesi vardır. Vakfiyeye göre buraya dört oda yapılmış ve ayrıca 1000 kuruş da vakfedilmiştir. Müderrislik ve tevliyet sağ oldukça kendisine ait olacak. Burada şöyle bir kayıt da vardır: Aligâv Tekkesi derûnundaki vakıf arsa üzerine inşa olunan medrese.





Karatay Medresesi
35- Karatay Medresesi

Karatay Medresesi,  II. İzzeddin Keykavus ‘un veziri olan Mir Celalettin ismi ile tanınan Karatay bin Abdullah tarafından M. 1251 yılında inşa ettirilmiştir. Yapım malzemesi düzgün kesme ve moloz taş ile tuğladır. Cephenin sol tarafında büyük bir taç kapısı vardır. Kapı ile etrafı kapalı bir avluya ve oradan da medrese binasına girilir. Yapı malzemesi düzgün kesme ve moloz taş ile tuğladır. Yapım tekniği olarak yığma kullanılmıştır





Alaaddin Camii
36- Alaaddin Camii

Anadolu Selçuklu Devleti’nin en büyük ve en önemli ulu camilerinden olan Alâaddin Camisi Konya’nın merkezinde yer alan Alâaddin Tepesi üzerinde inşa edilmiştir. Yapımına Selçuklu Sultanı I. Rükneddin Mesud (1116-1156) zamanında başlanan cami, I. Alâeddin Keykubad zamanında tamamlanmıştır (1221).

Cami, İslam mimarisi yapı tarzında inşa edilmiş, üzeri ağaç ve toprakla örtülmüştür. Yapıda Roma ve Bizans devirlerine ait kırkın üzerinde mermer sütun bulunmaktadır. Caminin abanoz ağacından kündekâri tekniği ile Ahlatlı Mengü Berti tarafından 1155 yılında yapılmış minberi, Anadolu Selçuklu ahşap işlemeciliğinin şaheserlerindendir. Çinilerle süslü mihrabın önünde yine çini süslü maksure kubbesi mevcuttur. Taç kapısında yapı ustası olarak Muhammed Bin Havlan el-Dımışkî’nin adı yazılıdır. Cami avlusunda Selçuklu sultanlarından I. Mesud, II. Kılıçarslan, I. Gıyâseddin Keyhüsrev, II. Rükneddin Süleyman, III. İzzeddin Kılıçarslan, I. Alâeddin Keykubad, II. Gıyâseddin Keyhüsrev, IV. Rükneddin Kılıçarslan ile III. Gıyâseddin Keyhüsrev’in mezarları bulunan türbe ile yanında I. İzzeddin Keykâvus adına yaptırılmış ve yarım kalmış ikinci bir türbe daha bulunmaktadır.





Şazibey Mescidi (Ak Camii)
37- Şazibey Mescidi (Ak Camii)

1429 yılında Karamanoğulları Beyliği döneminde, merkezi sistemli tek kubbeli yığma taş tekniği ile inşa edilmiştir. Minare mimarisi Emevi tiği Kufi teknik ile ahşap malzeme kullanılarak yapılmıştır.





İnce Minareli Medrese
38- İnce Minareli Medrese

Alaaddin camiinin batısında Selçuklu veziri Sahib Ata Fahreddin Ali tarafından hadis ilmi okutulmak üzere 1254’de kurulan İnce Minare Medresesi bulunur. Mimarı Kelük bin Abdullah olan medresenin Selçuklu taş işçiliği Şaheserlerinden olan taç kapısı üzerinde kabartmalı geometrik ve bitkisel bezemelerle birlikte Selçuklu sülüsüyle yazılmış "Yasin ve Fetih" sureleri vardır. Binanın iç mekanları avlu, eyvan, dershane, ve öğrenci hücrelerinden oluşur. Minare kaidesi kesme taşla kaplı tuğla malzeme kullanılarak yapılmıştır. Yarı piramit formlu üçgenle ve on iki köşeli, gövde köşeleri turkuaz mavi sırlı tuğladan yapılmış çift şerefelidir. 1901 'de yıldırım düşmesiyle birinci şerefeye kadar yıkılmıştır. 1956 yılında müze olarak açılan medresede Selçuklu, Beylikler ve Osmanlı dönemine ait taş ve ahşap eserler teşhir edilmektedir.





Alaaddin Tepesi
39- Alaaddin Tepesi

Alaaddin Tepesi, Alâaddin Tepesi, Türkiye'nin Konya ilinin merkezine bağlı Karatay ilçesinde yer alan tepe. 450 x 350 metre boyunda olup, 20 metre yüksekliğinde olan tepe, höyük olarak adlandırılan protohistorik yerleşim yerlerinden birisidir.

1941 yılında Türk Tarih Kurumu tarafından yapılan kazılar sonucu tepedeki ilk yerleşimin MÖ 3000'lerde, Erken Tunç Çağında başladığı anlaşıldı. Bu dönemden sonra sırasıyla Frig, Helenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde de yerleşim yeri olarak kullanılmaya devam edildi. Günümüzde ise tarihi değerinin yanı sıra bir mesire yeri konumundadır.





Zafer Meydanı
40- Zafer Meydanı

Zafer Meydanı, Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından gerçekleştirilen düzenleme, peyzaj ve rekreasyon işlemlerinin ardından Zafer Çeşmesi ile bir Selçuklu Anıtı dikilmiş, ayrıca sığ bir havuz etrafında bugüne kadar kurulan Türk Devletleri ile ilgili bayrak ve kabartmalarla süslü sütunlara yer verilerek yerli ve yabancı turistlerin uğrak noktalarından biri haline getirilmiştir.





Meracel Bahreyn
41- Meracel Bahreyn

Muhammed Şemseddin Tebrizi (Şems-i Tebrizi) ve Mevlana Celaleddin-i Rumi'nin karşılaştığı, İki denizin birleştiği yer... Aşk kandilinin tutuşturulduğu mekan.





İplikçi Camii
42- İplikçi Camii

Alaeddin Caddesi üzerindedir. Şemseddin Altunaba tarafından1201 yılından sonra yaptırılmış, Somuncu Ebubekir tarafından 1332’de genişletilmiş, yenilenmiştir. Cami iplikçiler çarşısında bulunduğu için İplikçi Camii adını almıştır. 1951-1960 Klasik Eserler Müzesi olarak kullanılan camii, 1960 yılında tekrar ibadete açılmıştır.
 





Şemsi Tebrizi Camii ve Türbesi
43- Şemsi Tebrizi Camii ve Türbesi

Mevlâna Celâleddin Rûmî’nin hayatında en önemli değişim Şems-i Tebrizî ile olan karşılaşması ile başlar. Bu tarihe kadar medrese ve camilerde ders ve vaazlarla meşgul olan Mevlâna, Şems ile buluşmasından sonra değişmiştir. Tebriz’de dünyaya gelen Şems-i Tebrizi'nin asıl ismi Mevlana Muhammed olan Şems-i Tebrizi’nin manevi arayışı Hz. Mevlana ile karşılaşması ile son bulmuştur. Dünyaya, kılık ve kıyafete önem vermeyen Şems, Mevlana ile üç- üçbuçuk yıl süren beraberliği neticesinde onun hayatında yeni ufukların açılmasını sağlamış, O’nu kamil bir Hak aşığı yapmıştır. Mevlâna dostu Şems’i unutmamış ve yazdığı Divan’ı âdeta ona ithaf etmiştir. Bu gün Konya’da Şems makamı olarak bilinen ve Mevlana türbesinden önce ziyaret edilen Şemsi-i tebrizi camiinin İlk olarak 13. Yüzyılda yapıldığı ileri sürülmektedir. Bugünkü yapı ise 1510 yılında Abdürrezakoğlu Emir İshak Bey tarafından mescid ile birlikte elden geçirilmiş ve genişletilmiştir. Ancak kim tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir. Cami bölümüyle bitişik durumda, içten tavanlı dıştan sekizgen tambur üzerine piramidal külahla örtülüdür. Eyvan şeklinde olan türbe mescide kalem işi süslenmiş ahşap Bursa kemeriyle açılır. Diğer yönlerde biri altta, diğeri üstte olmak üzere ikişer penceresi vardır. Üzeri örtülü sandukanın altında önceleri kuyu bulunduğu söyleniyorsa da araştırmalar neticesinde burasının kuyu değil mumyalık olduğu anlaşılmıştır. Gövdesi taştan tambur ve külahı ise tuğladan yapılan türbe 1977 yılında onarılmıştır.





Konya Sanayi Mektebi
44- Konya Sanayi Mektebi

Konya Sanayi Mektebi, Serdar-ı Hakan Sultan II. Abdülhamid Han döneminde yapımına 1898 yılında başlanıp 1901 yılında tamamlanan ve eğitim öğretime açılmıştır. Konya Sanayi Mektebi, Mevlana Caddesi üzerinde, Merkez Bankası'nın doğusunda yer alır. Yerinde daha önce Kanuni Sultan Süleyman Han zamanında yaptırılan Konya Bedesteni bulunuyordu. 1558 tarihli 9 kubbeli bedesten haraptır diye yıktırılarak yerine Sanat Mektebi Konya valisi Avlonyalı Ferit Paşa tarafından yaptırılmıştır. Projesi vali tarafından hazırlanan mektep, Vilayet Ser Mühendisi Şefik Bey'e yaptırılmıştır.





Şerafettin Cami
45- Şerafettin Cami

Hükümet konağının güney cephesindedir. Camii ilk defa XII. Yüzyılda Şeyh Şerafettin tarafından yaptırılmış 1336 yılında tamamen yıktırılarak Çavuş oğlu Mehmet Bey tarafından inşa ettirilmiştir. Camii gövdesi kesme taşlardan büyük bir kubbe ile örtülmüştür. Kubbeyi 10 fil ayağı tutmakta, güneyinde bir yarım kubbe ile desteklenmektedir. Mihrabın bulunduğu kısmı dışarıya taşmaktadır. Güney kısmı hariç diğer yönlerdeki ikinci kat mahfelleri bulunmaktadır. Camii iç yazı ve nakışlarla donatılmıştır. Mermer işlemeli mimber ve mihrabı takdire değer bir sanat eseridir. Sonradan ilave edilmiş tek şerefeli bir de minaresi vardır.





Konya Valiliği Tarihi Taş Bina
46- Konya Valiliği Tarihi Taş Bina

Günümüzde Konya Valiliği olarak kullanılan tarihi taş bina, 1885-1886 yılları arasında Konya’nın Cumhuriyet öncesi valilerinden biri olan Said Paşa döneminde yapıldı. Anadolu Selçuklu Devleti döneminde Dış uzunluğu yaklaşık 10 kilometre olan Konya Dış Kale taşları 1885 yılı itibariyle sökülerek tarihi taş binanın yapımında kullanılmıştır. Bina 3 kat olarak dizayn edilmiştir.

 





Tarihi Bedesten
47- Tarihi Bedesten

13.yüzyıldan itibaren önemli bir Anadolu kenti olan Konya’da da, Kânuni devrinde müftü ve kadıasker olan Mevlâna Kadri Çelebi tarafından 1538’de, klasik tipte dokuz üniteli bir bedesten yaptırılmıştır. Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından aslına uygun olarak restorasyon çalışmaları yapılarak vatandaşlarımızın hizmetine sunulmuştur.





Kapu Camii
48- Kapu Camii

Konya’da Odun Pazarı semtinde, Sarraflar (Çıkrıkçılar) Caddesi üzerinde bulunan bu cami, eski Konya Kalesinin kapılarından birisinin yanında bulunduğundan Kapu Camisi ismi ile tanınmıştır. Camiyi Mevlâna’nın torunlarından postnişin Hasanoğlu Şeyh Hüseyin Çelebi 1658 yılında yaptırmıştır. Yapımından bir süre sonra yıkılan camiyi 1811 yılında Konya Müftüsü Esenlerlizade Seyyid Abdurrahman Efendi yeniden yaptırmıştır. Ancak cami 1867 yılı yangınında çevresindeki vakıf dükkânları ile birlikte yanmıştır. Bu olaydan sonra 1868’de cami üçüncü kez yapılmıştır. Bugünkü caminin kapı kemeri üzerindeki kitabesinden banisinin ismi yazılı olmamakla birlikte 1868’de yapıldığı yazılıdır.

Konya’da yapılmış olan Osmanlı camilerinin en büyüklerinden biri olup, düzgün kesme taştan yapılmıştır. Caminin önünde on mermer sütunlu son cemaat yeri bulunmaktadır. Son cemaat yerindeki sütunlar birbirlerine yuvarlak kemerlerle bağlanmıştır. Caminin basık kemerli basık kemerli giriş kapısının bezemesi bulunmamaktadır. Ayrıca doğu ve batı yönlerinde de birer kapısı daha vardır.

İbadet mekânının üzeri içten sekiz kubbe, dıştan da çatı ile örtülüdür. Taş mihrap ve ahşap minberi oldukça sadedir. Yanındaki minarenin şerefeye kadar olan bölümü taştan, üzeri de tuğladandır. Şerefe ile külah arasında da çini kuşaklara yer verilmiştir.

Caminin batısındaki şadırvanı Müftü Seyyid Abdurrahman tarafından 1812 yılında yaptırılmıştır.





Aziziye Camii
49- Aziziye Camii

Yerindeki 1671-1676 yılları arasında Şeyh Ahmed eliyle yaptırılan camii yandığı için 1867 Sultan Abdülaziz'in annesi Pertenihal adına yeniden bugünkü Camii yaptırılmış ve bu adla anılmıştır. Türk Baroku üslubunda yapılan caminin altı mermer sütuna oturan üç kubbeli son cemaat yerinin iki ucunda kaideleri şadırvanlı iki minaresi dikkat çeker. Üzeri ferah kubbe ile örtülüdür. Konya merkezindedir. Kesme Gödene Taşı ile yapılan mabed son Osmanlı mimarisinin en güzel örneklerindendir. 





Galeri